6 Eylül 2011 Salı

Türkiye - Sırbistan 83 - 82 efsane bir maç :)


Yıllar boyu unutamayacağımız bir maç oynadık 11 Eylül 2010 akşamı Sırbistan'la. Bizim gibi Sırplar da unutamayacaklar herhalde bu maçı uzunca bir süre.

Maça yine iyi başladık ama rakip çok çok güçlü ve önümüzdeki yıllara bence hakim olacak Sırbistan'dı. Ömer Onan'ın ya pili bitmişti ya da Teodosiç gerçekten çok iyiydi. Bence Avrupa'nın şu andaki en iyi oyun kurucusudur bu at hırsızı kılıklı arkadaşımız... Dışarıda Keselj ve Savanoviç'i, içeride de Krstiç'i bir türlü durduramıyorduk. Teodosiç her seferinde bu üçlüyü bulmayı başarıyordu. Daha da kötüsü hep geride gidiyorduk. Ne zaman onları yakalasak hemen öne fırlıyorlardı.
Ömer Onan ve Hido'yla direniyorduk ama en büyük umudumuz Ersan tutuktu. Ersan'ın yarı finale kadar efsane oynayıp sonradan durmasını gençliğine bağlayacaktık sonraki günlerde:) İşte böyle sıkıntılı giden bir maçta çok garip şeyler olmaya başladı. Basketbolu Mulaömeroviç'in yanında geliştiren ve ilk çıktığında çok ümit bağladığım ama sonra istikrarsızlık abidesi olan Ender Arslan olmayacak işler yaptı ve son dakikalarda yerini Kerem Tunçeri'ye bırakana kadar müthiş oynadı. Ve son 5 dakikada 2001'de takımın en kötüsü olan Kerem Tunçeri gelip maçı Sırpların elinden aldı. Son turnikesi değil sadece bahsettiğim. Dalga geçer gibi attığı bir üçlük var, bizi öne geçiren. (76-75) Sonra da Semih'e indirdiği bir top, basket faulle sonuçlanan. (81-80)
Sonda müthiş bir hücumla sayı bulan Sırbistan'a karşı elimizde 4,5 saniyemiz vardı. Şansımızın çok yanımızda olduğu bir andı ve 0,5 saniye kala öne geçirdi bizi Kerem Tunçeri. Kerem Tunçeri, Kazandık. Kerem Tunçeri, Kazandık. Kerem Tunçeri, Kazandık.Kerem Tunçeri, Kazandık.Kerem Tunçeri, Kazandık.Kerem Tunçeri, Kazandık.Kerem Tunçeri, Kazandık.Kerem Tunçeri, Kazandık.(bu güzel anı için teşekkürler Murat Murathanoğlu ve İhsan Bayülken:))


Tam kazandık diye evi yıktığımız anda (allah belanı versin alt kat komşu) maçın henüz bitmediğini anladık Barış'la. Kurt Ivkoviç'in 0,5 saniye için bile bir planı vardı. Ama bu son müthiş hücumu Semih Erden bloklayarak maçı bize getirdik. Amerikalı spikerin çılgınca bağırarak söylediği son sözleri şöyle: it was blocked, it was blocked by semih erden. The ball was gonna go in:) Bu maçı yazabilmek, anlatabilmek çok güç.

Maç sonu sevincimiz de görülmeye değerdi.


Ömer Aşık'ın maç sonundaki hareketi ve Kerem Tunçeri'nin ayağının çizgiye basması beni zerre kadar rahatsız etmiyor. Hatta rakip Sırbistan olduğu için beni sevindiriyor bile. Sakın yavan faşizmle bağdaştırılmasın sözlerim. FIBA başkanı Borislav Stankoviç'ken Sırpların kazandığı haksız maçlardan bir belgesel yapılır. Burada 1995 Avrupa şampiyonası finali ve 2002 Dünya şampiyonası finalinden bahsedeyim kısaca. 95'te Litvanya'lı Sabonis'in sinirden ağlamasına sebep veren hakem hataları Djordeviç'in kahraman olmasını sağlamıştı. Keza Ginobilli'den yoksun Arjantin'in sonuna kadar hakettiği dünya şampiyonluğu da hakemlerin son dakikadaki efsane kararlarıyla ellerinden alınmıştı. Schonochini'ye yapılan ama verilmeyen faul hala gözümün önünde. Aynı şekilde Sabonis'e çalınan saçma 5. faul sonrası Djordeviç'in hızlı hücumu yarıda bırakıp çılgınca sevinmesi de... Hatta podyumda Sırpların Hırvatlara asker selamı çekmesi de...


Sırplar hala forumlarda bu maçı konuşuyorlar. Teodosiç'in bu karesi her şeyi anlatıyor zaten.

Türkiye - Slovenya 95 -68 (eze eze devam ediyoruz)


Bu maça öyle bir başladık ki, kimsenin böyle bir şey beklediğini sanmıyorum. Mutlaka kazanacağımızı biliyordum ama böyle bir maç hiç ummuyordum.

Ersan'ın bir kez daha ne kadar büyük bir oyuncu olduğunu gösterdi cümle aleme. Yukarıdaki fotoğrafta smaçla bitirdiği hızlı hücumlardan birini görüyoruz. Hem koşan hem uzak mesafeli şutları isabetli sokan hem de bu kadar ribauntçu bir oyuncu bulmak çok kolay değil. Keşke biraz basketbola erken başlasaydı da fundamentalı biraz daha iyi olsaydı diye düşünüyorum :) Nowitzki'den bir farkı kalmazdı o zaman belki...

Sinan yine kenardan gelip maksimum katkıyı verdi takıma, Hido forvetleri oyun kurucu gibi besledi, Kerem Tunçeri ve Ömer Onan Lakoviç'i kibar tabirle bitirdi. İlk hücumdaki çok zor attığı üçlükten sonra ortalıkta görünmedi bir daha Lakoviç. Bir söz de Kerem Tunçeri'ye. Bize çok turnuva kaybettirdi ama sonunda beklediğimiz oyuncu oldu Kerem.

Bir paragraf da savunmamız için açmak istiyorum. Son hazırlık turnuvasından beri inanılmaz bir güvenim var savunmamıza. Özellikle beklenmedik zamanlarda önde Kerem Gönlüm'le (yanlarda Sinan ya da Ömer) başlayan tam saha baskımız bence çok çok başarılı. Kerem Gönlüm kadar uyanık ve hızlı bir uzun bulmak pek kolay olmadığı için bu savunmayı O olmadan yapmamız çok zor oluyor. Ömer Onan ise savunmada bence zirve yapmış durumda. Spanoulis, Bykov, De Colo, Lakoviç... Hepsini denize döktü. Ama bence pota altında Ömer Aşık olmasa biz bu kadar iyi savunma yapamayız. Kısa oyunculara savunmada büyük bir güven sağlıyor Ömer.

Maç sonu da görülmeye değerdi :) Irmak Kazuk ve Hidayet Türkoğlu sohbeti:
IK: Sakin sakin.
HT: Hocam nasıl sakin olalım ya sen manyak mısın :)
hep beraber: lay lay lay lay laaaaaaaaay

Türkiye - Fransa 95 -77 (çeyrek finaldeyiz)


Sahada bu maçı izlemek bir lütuftu benim için. Keşke maçların hepsini izleyebilseydim ama olsun.
Müthiş başlayıp hiç arkamıza bakmadan bitirdik bu maçı. Hep bir tedirginlikle, acaba yine boşlar mıyız korkusuyla izledim maçı ama hiç gerek yokmuş böyle bir strese. Ne Batum, ne Diaw, ne de De Colo dayanabildi rüzgarımıza. Hidayet döktürmeye devam etti, ona Sinan Güler en büyük yardımı yaptı. Takımda kötü oynadı diyebileceğim hiç kimse yoktu bugün. Sinan Güler'in bu oyunu sonrasında bence Ergin Ataman iyice bir düşünüp taşınsa yeridir.


TV'den izleyen arkadaşlar seyirciyi eleştire dursun, (bir sürü maç izlemiş biri olarak söylüyorum) o günkü atmosfer daha önce hiç görmediğim bir atmosferdi. Tabii ki bir Partizan ya da Karşıyaka seyircisi değildi. Ama muhteşemdi. Muhtemelen TV'ye arkadaki sesler pek gitmiyor. Seyircinin basketbol bilgisi de gerçekten üst düzeydi. Sevindirici tabii bu gelişmeler.

İlginç bir not da şuydu. Türkiye futbol milli takımı oyuncuları sahanın en güzel yerinde kurulmuşlardı. Birbirlerini plastik sopalarla döverek eğlendiler. Canlarım benim ya ergenler.

2 Eylül 2010 Perşembe

Başbakandan dansçı kızlara veto


Demokrasi üstadı sayın Başbakan, gittiği yeri kurutmaya devam ediyor. Dünyanın her yerinde gösteriler sunan ve ülkemizde düzenlenen Dünya Şampiyonasında da Ankara'da molalara ve devre aralarına renk katan Red Foxes dans ekibi sadece tek bir maçta sahada gözükmedi. O da saygı değer büyük Türk Demokrasi ustası RTE'nin tribünde olduğu Türkiye-Rusya maçıydı...

Birkaç basketbol sitesinde yer aldı bu haber ama diğer basın yayın organları pek sallamadılar bu haberi. Fakat ben çok ama çok sallıyorum bu olayı...

Tabii yaa, ramazan ayında olduğumuzu unutmuşum. Tüh be.. Şimdi Ankaralıların orucu bozulacak değil mi o kızlar dans edince? Ha bir de baş örtülü kızların özgürlüğü, demokrasinin amaç mı araç mı olması sorunsalları vardı değil mi? Çok şükür çok şükür dansçı kızları Onun gözleri görmedi de mükemmelliği bozulmadı. Zaten o görmek istemiyorsa diğer 10000 kişinin, Rusya'dan maça gelen izleyicilerin isteklerinin ne önemi var...

Midemi o kadar çok bulandırıyor ki bu olaylar burada kusmak istiyorum. Ve kusarak ortaya yazıyorum: Sizden, sizin gibilerden, sizin sayenizde oluşan insan demeye utandığım yaşam formlarından nefret ediyorum.

1 Eylül 2010 Çarşamba

Türkiye - Porto Riko: 79-77 (2002 in rövanşı alındı.)

2002 Indianapolis'in rövanşı alındı ama çok çok zor bir şekilde alındı... Maça öyle bir başladık ki sanki Efes Cup'ta hazırlık maçı oynuyoruz sandım. Hemen oyuncu değişikliği yapılmasını bekledim, olmadı. Sinan'ı aradı gözlerim takıma bir anda enerji depolasın diye ama o da alınmadı sahaya... Tam bir rehavet içerisinde bütün bir yarıyı geçirdik.
İkinci yarıya beklediğim gibi başladık. Sert bir şekilde yani. Köşeden üçlüğü yiyince 10 sayı geriye düştük ama sert savunmamız ve akıllı hücumlarımız sayesinde farkı hemen erittik. Periyot sonlarına doğru Kerem Gönlüm üzerinden yaptığımız güzel hücumlar ve bulduğumuz boş üçlüklerle onları yakalar gibi olduk ama onlardan transition hücumları sonunda yediğimiz üçlükler yüzünden bir türlü öne geçemedik. Yine de 1 sayılık farkla biten 3. çeyrek gelecek olan bir galibiyetin habercisiydi.
4. çeyrekte kendimizi hatırladık. 3-4 dakika vidaları sıktık ve Porto Riko'yu vurup geçtik. Farkı 10'a getirdik bir anda. Ama işte tam burada yine meşhur yanılgımıza kapıldık. Maçın bittiği yanılgısı... Fark 10 iken biraz daha bastırıp 15-20 yapsaydık sonlarda komaya girmemize gerek kalmayacaktı.
Turnuvadaki en iyi oyuncumuz, büyük yeteneğimiz Ersan maç sonunda hiç de kalitesine yakışmayan bir hata yaptı ve maçı son topa getirdi.
Ama bu maçta yaşadıklarımız, Efes Cup'ta Arjantin maçında kazandığımız tecrübelerin üzerine eklendi ve bizi güzel bir şekilde uyardı... Umarım gerekli dersleri alırız ve madalya yolunda böyle basit hatalarla hak ettiğimiz maçları rakibe hediye etmeyiz...

Türkiye - Yunanistan: 76-65 (Final yolu aralandı.)


Mükemmel bir gece... Hep son anlarda kazana kazana Avrupa şampiyonu olmuş, Dünya şampiyonası finali oynamış süper bir turnuva takımını bariz bir üstünlükle yendik. Yıllardır beklediğim bir galibiyetti aslında bu galibiyet...
Özellikle 3. ve 4. çeyreklerde mükemmel oynadık. Ömer Aşık ve Semih Erden'in müthiş organizasyonlar sonrası vurduğu smaçlar basketbol adına mükemmel hareketlerdi. Amerika gibi bireysel yetenekler sonucunda vurulan spektaküler smaçlar değillerdi belki de ama bu oyunun bir takım oyunu olduğunu bizlere yeniden öğretir cinstendi... İkisinin yaptığı bloklar müthiş enerji verdi takımımıza. Beni ve arkadaşlarımı da havalara uçurdu...
Hidayet ritmini bir türlü bulamamış olsa da çok kritik 2 üçlük atarak önemini yine vurguladı. Kerem Tunçeri kariyerinin en iyi turnuvasını geçiriyor. Ender'in kariyer turnuvası 2009'du belki ama O da beklediğimden çok daha iyi oynuyor. Ömer Onan, en çok korktuğum oyuncuyu yani Spanoulis'i kibar tabirle duman etti. Çok da güzel yaptı. Çünkü onların en güçlü tarafı orasıydı.
Ersan İlyasova... Ersan mükemmeldi. İnanılmaz bir maç oynadı. Dirk Nowitzki performanslarını hatırlattı bana. Bir süper yıldız gibi oynadı. Ona her daim güveniyorum zaten ama bu maçta bir başkaydı... 2004'ten beri, Albert Schweitzer turnuvasında MVP olduğundan beri böyle oynayacağın günleri bekliyorum. Beni bugün haklı çıkardın. Helal olsun sana.

Tanjeviç'in bazı saçmalıklarına, Carl Jungebrand'ın ilk yarıdaki inanılmaz kararlarına rağmen Yunanistan gibi bir takımı ezerek yendik. Ki yapmamız gereken de budur aslında. Bu takımın potansiyeli bunu gerektiriyor çünkü. Umarım böyle galibiyetleri önümüzdeki yıllarda çok daha sık görürüz.

30 Ağustos 2010 Pazartesi

Yunanistan'ın iğrenç galibiyetlerine bir yenisi daha eklendi.


Sakın salak ırkçılık yaptığım düşünülmesin. Sadece son 5 yıldır Yunaninstan'ın saçma sapan bir şekilde kazandığı maçların sayısının çok olması ve bu maçları iğrenç stile sahip oyuncular(Spanoulis, Diamantidis, Chatzivretas, Bourusis) sayesinde kazanması çok sinirime dokunuyor. Bugün de Porto Riko karşısında hiç hak etmedikleri bir galibiyet aldılar. Hakemlerin desteği gören gözlerden kaçmadı. Son 13 sayısının tamamını faullerden buldu Yunanistan. Sadece bu istatistik bile yeterli başlıkta yazdıklarımı açıklamak için. Ama işte Yunanistan'ın bu kötü stilli oyuncularının hepsi çok akıllı ve çok üst düzey oyuncular. Başarıları da bu sayede geliyor zaten ama umarım yakında buna bir son verilir. Geçen sene çeyrek finalde, sonuna kadar hakkettiğimiz maçı elimizle verdik onlara. Bu maç belki de benim için en sinir bozucu olanıydı ama diğer efsane Yunanistan maçlarını da hatırlatmak istedim.
2005 Avrupa Şampiyonası yarı finali: Yunanistan 67-66 Fransa. Son 1 dakikaya 7 sayı geride girdikleri maçı inanılmaz bir şekilde kazanmışlardı. Fransa'ya çok yazık olmuştu. Turnuvanın açık ara en iyi basketbol oynayan takımıydılar.
2006 Dünya Şampiyonası grup maçı: Yunanistan 69-66 Avustralya: Bütün maçı önde götüren Avustralya son 30 saniyede 2 top kaybedip 2 üçlük yiyince maçı vermişti.
2007 Avrupa Şampiyonası çeyrek finali: Yunanistan 63-62 Slovenya: Son 2:30 a 9 sayı farkla önde giren Slovenya, maç boyunca hep doğruları yaptı, Yunanistan'dan çok çok daha iyiydi... Ama son 2:30'da ne olduğunu hiç birimiz anlamadık... Tatilde maçı izlerken basketbolu benim gibi çok seven ağbim ve Halil'le birlikte hayattan soğumuştuk.
2009 Avrupa Şampiyonası yarı finali: Yunanistan 76 -74 Türkiye: Bizim 39 dakika boyunca önde götürdüğümüz ama anormal miktarda hücum ribaundu verdiğimiz için bir türlü vurup geçemediğimiz bir maç olarak aklımda kalan bu maçın son 2 dakikasına 7 sayı önde girdik. Son dakika içinde hızlı hücumda Ersan'la çok kolay bir sayıyı kaçırdık, Ömer'le boş bir şutu değerlendiremedik ve Spanoulis ile Printezis'ten gelen üçlüklerle geriye düştük. Ender Arslan maçı uzatmaya götüren turnikeyi attı ama uzatmada yine Spanoulis'e direnemedik.

Yunanistan'la oynadığınız maçı kazanmak için maçın kritik anlarını iyi oynamalı, kendinize güveniniz tam olmalı, son dakikaya 10 sayı önde bile girseniz farkı arttırmak için hırslı oynamalısınız. Onların her türlü tahrik tekniklerine de karşılık verebiliyor olmalısınız. Son 4 turnuvanın 3ünde (2006 final, 2007&2009 yarı final) onları yenebilen İspanya'nın hangi taktikleri kullandığını cümle alem görüyor artık. Biz de benzer şeyler yapmalıyız demiyorum ama mental olarak Yunanistan seviyesinde olmalıyız. Maç sonunu oynayabilirsek bu kötü Yunanistan'ı rahat yenebileceğimiz düşünüyorum açıkçası.

29 Ağustos 2010 Pazar

Türkiye - Rusya: 65-57 (2de 2 oldu, güzel oldu)


Beklediğim gibi çok zor bir maç oldu. Hücumda kötü bir günümüzde olmamıza rağmen savunmada yine çok iyiydik. Özellikle 2. çeyrekte Rusya'ya çok zor anlar yaşattık. Kerem Gönlüm ve Sinan Güler sahadayken böyle olması çok doğal geliyor artık zaten bana.
Hidayet'in ilk yarıda çok kötü oynamasına rağmen Ender'in ekstra üçlükleri bizi önde tuttu. Ersan'a gerekli hücumları hazırlayamamamız çok üzücüydü. Bir türlü ritm bulamadık ama savunmadaki başarımız ve pota altındaki üstünlüğümüz onların bizi yakalamasına engel oldu. 
İkinci yarıda da hep önde gitmemize rağmen hep bir stres vardı üstümüzde. Ama işte son çeyrekte Hidayet eski günlerini hatırlayıp bize de yeteneklerini sununca her şey düzeldi. Hakemler faulleri düzgün bir şekilde çalabilselerdi şimdi 15-20 sayılık bir farkın keyfini sürecek, belki de gereksiz yere havaya girecektir. Hakem Hidayet'e sportmenlik dışı faulü verdi ve 14 sayılık maç 9'la bitti. Bu da umarım bize bir ders oldu. 

Maçtan notlar: 
* Sinan Güler yine süperdi. Ergin Ataman'a ne kadar yüklensek yine de az gelir. 
* Dün kalitesini pek ortaya koyamayan Ömer Aşık, bugün beni bir kez daha haklı çıkardı.  
* Tanjeviç yine 3 uzunla oynamaya çalıştı bi süre. Bu geçici dönem yine bizi komaya soktu. Ama şimdi o Kerem'in Monya üzerinden attığı bir post-up sayısını göstererek kendini dahi sayacaktır. 
* Son çeyrekte uzun süre aynı beşle oynamamız yüzünden, rakibi tam vurup geçeceğimiz dönemleri iyi değerlendiremedik. Yorulduğumuz için basit topları rakibe sunduk. Tanjeviç'e selam olsun. Ya takımı rotasyon manyağı yapıyor ya da böyle saçmalıyor. 

28 Ağustos 2010 Cumartesi

Türkiye - Fildişi Sahili: 86-47


2. ve 3. periyotlarda Tanjeviç beni delirtse de son periyottaki son derece olumlu oyunumuz sayesinde çok güzel bir skorla bitirdik Fildişi Sahili maçını. Maç içinde Hidayet, Kerem Gönlüm, Oğuz, Semih dörtlüsüyle oynadığımız bir bölüm vardı ki basketbol adına bildiğim her şeyi unutuyordum. Kafayı yiyordum.
Ömer Aşık'ın Lamizana'dan arka arkaya blokları yemesi ve yaptığı çok yanlış teke tek hücum seçimleri beni biraz hayal kırıklığına uzattı. Her ortamda onun bitiriciliğini göklere çıkaran birisi olarak üzüldüm doğrusu bu akşamki oyununu görünce...
Sinan'ın 16 dakikada 8sayı, 4ribo, 4asist, 5 top çalma ve 1 blokluk oyunu çok sevindirici.. 
Bugün dinlendirilmek amacıyla Kerem Tunçeri sadece 12 dakikada oynadı ve o sahadayken milli takımımızın çok daha iyi oynadığı yine hemen fark edildi. Önümüzdeki zor maçlarda kesinlikle 25-30 dk sahada kalmalı Kerem Tunçeri. Ömer Onan ve Ersan İlyasova için de aynı şeyler geçerli. Ersan İlyasova'yı izlemek büyük keyif.
Ender Arslan yine saç baş yoldurdu futbol tabiriyle söylemek gerekirse :) Of be Ender...

Milli Takım, Tanjeviç'e rağmen iyi işler yapabilir. Buna inanmak istiyorum. 

Dünya Şampiyonası Öncesi A Milli Takım

İki ay önce şurada seçilen milli takım kadrosunu değerlendirmiştim. Şampiyona yarın başlıyor ve milli takımımızın bugünkü durumunu, tek oyuncuların ve teknik ekibin durumunu özetlemek istiyorum..

Kerem Tunçeri: Bence bu turnuvada en çok güveneceğimiz kişilerden biri olacak 2001'in tam zıttı olarak. Oyununu artık çok beğeniyorum. Şu anda en hazır oyuncularımızdan biri.
Ender Arslan: Sakatlıktan yeni çıkması ve kariyerinde genel olarak güven veren bir oyun oynamaması nedeniyle net konuşamayacağım. 21 yaşında Langdon ve Granger'ın olduğu bir takıma guardlık yapıp Rigaudeau gibi bir guarda karşı maçı 25 sayı 11 asistle oynamış bir adamdı Ender. Ama onu şu an seven kimse yok. Ama belli olmaz. Seyirci önünde gaza gelebilir.  
Barış Ermiş: Çok eleştiriliyor, takıma da çok geç katıldı. Yapacağı her olumlu hareket takım ve taraftar için ekstra olacaktır. Zaten sakatlık olmazsa pek süre de alamayacak gibi.
Ömer Onan: Ömer'i fundamental olarak hiç beğenmesem de takımın en yararlı oyuncularından biri. Efes World Cup'taki yüzdesini şampiyonada tutturabilirse milli takım seviye atlar.
Sinan Güler: Kayıp geçen 1 sezon oyununu geriye götürdü doğal olarak. Çok katkı vereceğini düşünmüyorum.
Hidayet Türkoğlu: Tam hazır değil. 2001'den beri zaten hiç bir zaman milli takım için hazır olmadı. Ama artık oyunu daha olgun. 2002de bir hazırlık maçında Divaç ile üçlük çizgisinin gerisinde tek tek oynayıp topu kaybeden Hidayet değil artık.
Cenk Akyol: Öz güveninin böyle yerinde olması sevindirici. Cenk'ten tabii beklentiler çok yüksekti. Altyapılarda Teodosiç'lerin, Pekoviç'lerin kuşağının en önemli oyuncularındandı. Onlar gibi olamaması çok üzüyor tabii beni.
Ersan İlyasova: Ersan'ı izlemek çok keyifli Kaan Kural'ın da dediği gibi. Sağlam bir Ersan fark yaratır. Önümüzdeki yıllarda Enes'le birlikte ortalığı toz duman etmelerini bekliyorum.
Kerem Gönlüm: Efes World Cup'ta izlediğim Kerem, beni son derece umutlandırdı. Şutu da iyi olsa her takımda oynayabilecek bir 4 numara olurdu Kerem Gönlüm. Ama yine de takıma özellikle de savunmada çok büyük katkılar verebilecek düzeyde.
Ömer Aşık: Ona overrated diyenler  önümüzdeki yıllarda bu sözlerinden utanacaklar diye düşünüyorum. En beğendiğim oyuncularımızdan biri. Çalışma azmi Türk basketbolcularında ender görülür tipte. Şutu eksik, hücum repertuarı kısıtlı diyebilirsiniz, haklısınızdır da ama pota altında onun gibi bitirici kaç tane adam çıkmış Türk basketbolunda.
Semih Erden: En beğenmediğim oyuncumuz Semih'ti. Ama son turnuvada O da çok iyi göründü. Ömer ve Oğuz'a verdiği bazı paslar beni çok şaşırttı. Prkacin tarzı paslardı bunlar. İlginç ne diyeyim.
Oğuz Savaş: Scola'ya karşı attığı rahat basketleri izlemek çok keyifliydi. İyi kullanılırsa çok yararlı olur ama Tanjeviç'in hiç istemeyeceği tarzda nispeten hantal bir uzun Oğuz... O yüzden Tanjeviç'in rotasyonunda çok kesik yiyecektir diye düşünüyorum.

Ve Bogdan Tanjeviç... 2010 Dünya şampiyonasının benim için bir diğer anlamı, bu adamın artık gidecek olmasıdır. Türkiye bu şampiyonada birinci bile olsa Tanjeviç'le ilgili fikirlerimin hiç biri değişmeyecek. Efes Pilsen Türk basketbolunun lokomotifi ise Bogdan Tanjeviç de Türk baskebolunun El Frenidir. Nereye gidiyorsa gitsin bir an önce. Onu görmek bile sinirlerimi bozuyor artık.
Adam Kerem Gönlüm'ü 3 numarada oynattı ya ben daha ne diyeyim... Sonunda bunu da yaptı... Her yaz aklımızı oynatıyoruz Tanjeviç yüzünden. Ama her şeyin bir sonu vardır. İstersek önümüzdeki Avrupa Şampiyonasına bile katılmayalım ama Bogdan Tanjeviç'in muazzam saçmalıklarına daha fazla şahit olmayalım artık.
Bu şampiyonada da türlü türlü saçmalayacak. Baştan uyarayım değerli basketbolseverleri...